|
Tweet |
Tarihler 22 Kasım 2005’i gösterirken 51 yaşında Almanya tarihinin en genç, ilk Doğu Almanyalı ve aynı zamanda ilk kadın başbakanı olarak iktidar koltuğuna oturan Angela Merkel’den kuşkusuz kimse böyle tarihi bir başarı beklemiyordu. Ancak Merkel, dünyadaki dördüncü büyük ekonomiye sahip Almanya'ya direkt, dünyanın en büyük ekonomik birliği Avrupa Birliği'ne (AB) ise dolaylı biçimde 2005’ten bu yana liderlik etti. Alman ekonomisini iyileştirmek, işsizliği azaltmak, ABD ile bozulan ilişkileri düzeltmek ve AB’yi güçlendirmek isteyen Angela Merkel, Türkiye’nin AB üyeliğine ise ancak özel bir statüyle gerçekleşirse sıcak bakabileceğini belirtmekten hiç kaçınmadı. Birlik içinde onun istemediği düzenlemeler yapılamadı. AB ile görüşmek veya anlaşmalar yapmak isteyen liderler önce onunla bir araya geldi. Zora düşen ülke, banka ve firmalar bile onun kapısını çaldı. Merkel, geçen Aralık ayında CDU liderliğinden ayrıldı. 2021 yılındaki genel seçimde aday olmayacağını açıkladı. Siyaset sahnesinden çekilme kararıyla birlikte AB içinde rol alacağını söyleyenlere karşı da bir açıklama yapan Merkel, böyle bir görev üstlenmeyeceğini vurguladı. Peki yalnızca Almanya değil, Avrupa, politikasını böylesine derinden etkileyen bir lider olan Angela Merkel’den sonra Almanya Türk toplumunu yeni bir başbakan ve yeni siyasetle birlikte neler bekliyor? Nokta gazetesi olarak kanaat önderlerimize Merkel sonrasını ve nasıl bir rota izlememiz gerektiğini sorduk. İşte ayrıntıları:
![]()
1-Merkel'in Almanya ve Avrupa'daki siyasi denklemlerden çıkma kararı başta Almanyalı olmak üzere Avrupalı Türkleri nasıl etkiler?
2- Almanyalı Türkler, Merkel sonrası dönemde nasıl bir rota izlemeli?
3 -Türkiye hükümetleri ile ilişkileri hep yakın tutmayı başaran Merkel sonrasında Alman hükümetinin Türkiye ile ilişkileri değişir mi? Değişirse bu ne yönde olur?
![]()
Arif Taşdelen - Bavyera Parlamentosu Milletvekili
BİLİNÇLİ HAREKET ETMELİYİZ
1. Merkel’in siyaseti bırakacak olmasının Almanya'da yaşayan yabancı kökenli insanları etkileyeceğini tahmin etmiyorum.
2. Almanya’daki vatandaşlarımızın bilinçli hareket ederek haklarını daha fazla arayıp dile getirmeleri gerekir. Örnek; sivil toplum kuruluşları yerel bazda seçme ve seçilme hakkını fazlasıyla talep etmelidir.
3. Türkiye ile ilişkilerin değişeceğini tahmin etmiyorum. Merkel’in son dönemde Türkiye ile ilişkileri sıcak tutmaya çalışması kesinlikle Türkleri veya Türkiye’yi sevdiğinden değil, Mülteciler konusunda yaptığı anlaşmadan kaynaklanmaktadır. Zira Almanya’nın ya da Avrupa’nın Türkiye’den çıkarları olmasaydı farklı bir siyaset yürüteceğinden eminim.
![]()
Bülent Bilgi - Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) Genel Başkanı
SÜREÇLERİ LEHİMİZE ÇEVİRMELİYİZ
1. Merkel`in "İslam, Almanya`nın bir parçasıdır" diyerek bazı tabuları yıkması, yine onun döneminde İslam konferansının toplanması, 2015`te mültecilerin kabul edilmesi gibi durumlara bakarsak, an itibariyle yaşanan sıkıntılara rağmen göçmenler açısından liberal ve olumlu bir dönem diyebiliriz. Bütün bunları üstelik AfD gibi aşırı sağcı partilerin ve söylemlerin arttığı dönemde gerçekleştirdi.
CDU içinde Annegret Kramp-Karrenbauer şansölyeliği devralırsa, bu şekilde devam edeceğini düşünüyorum. Ama Friedrich Merz gibi bir muhafazakar başa geçerse, CDU daha sağa kayan ve muhafazakar bir pozisyon belirleyebilir. Dolayısıyla bu da Merkel çizgisinin ‘Almanyalı Türkler açısından’ geriye düşmesine neden olabilir.
2. Avrupalı Türklerin yapacaklarını Merkel öncesi veya sonrası diye sınırlamamak gerekiyor. Avrupalı Türkler daha fazla kamuoyuna çıkmalı, kendi hakları ve kendi üzerindeki tartışmalara daha fazla katılmalı. İçlerinden çıkaracakları siyasetçi ve entelektüellerle hem siyasi arenada karar alma mekanizmasında aktör olmalı, hem kamuoyundaki tartışmalarda yorum üstünlüğünü elde etmeli. Bu uzun bir süreç. Özellikle aşırı sağın yükselmesiyle Avrupalı Türklerin ve göçmenlerin şimdiye kadarki varlıkları ve elde ettikleri kazanımlar maalesef tartışmaya açılmış durumda. Biz bu tartışmalara aktif katılarak, süreci kendi lehimize çevirmeliyiz.
3. Merkel sonrası Türkiye-Avrupa ilişkilerinin fazla etkilenmeyeceğini düşünüyorum. Şu an ki durum Almanya açısından en azından, bir devlet politikası. CDU içinde başka bir şansölye, gerekse SPD`nin içinde olduğu bir koalisyon hükümeti döneminde ilişkilerde çok bir değişiklik olmaz. Yeşiller ve FDP`nin içinde olduğu bir hükümet döneminde ana hatlarda pek bir değişiklik olmaz; ama Türkiye`ye karşı Alman hükümeti biraz daha eleştirel yaklaşabilir. Ancak orta ve uzun vadede ilişkiler olağanüstü değişmez.
Çünkü Amerika`yla ilişkilerin gerildiği, Rusya tehdidinin olduğu ve mülteci sorununun sürdüğü dönemde Almanya ve Avrupa’nın hem Balkanlar, hem Ortadoğu`da Türkiye gibi müttefiklere ihtiyacı var. Dolayısıyla çıkarlara göre baktığımızda ilişkilerde çok fazla bir eksen kayması yaşanacağını düşünmüyorum.
![]()
Gökay Sofuoğlu - Almanya Türk Toplumu (TGD) Genel Başkanı
TÜRKLER DAHA KATILIMCI OLMALI
1. Görevlerini bırakması sadece Türkler için genelde Avrupa dengelerini değiştireceğe benziyor. Merkel gerek Türkiye ve gerekse Almanyalı Türkler açısından oldukça ılımlı ve sahiplenici bir siyaset izledi. Her ne kadar aşırı sağ terör örgütü NSU’nun çözülmesi konusunda verdiği sözleri yerine getirememiş olsa da, genelde geçmiş CDU politikalarından farklı ve daha olumlu bir çizgide yer aldı. Ancak Merkel in siyasetini değerlendirmek için diğer partilerin de siyasetlerini gözden geçirmek gerek. Uzun süre SOL alternatifi olmayan Merkel sağ siyasetin liberal yanında bir konuşlanmaya gitti.
2. Almanyalı Türkler her dönemde daha fazla katılımcı bir rota izlemeli. Siyasete ve kurumlara küsmeden, hem siyasetin hem kurumların içinde aktif rol almanın yollarını aramalı. Kendi kendini bu çevrelerden soyutlayan Türk toplumunun etkili olma şansı çok zayıf.
3. Türkiye Alman ilişkileri her ülkenin çıkarları üzerinde inşa edilmiş olsa da Almanya gerek mülteci siyasetinde, gerekse ekonomik siyasette çıkarlarını sürekli ön planda tutan bir tavır sergiledi. Bu nedenle de iki senelik karşılıklı atışmalar sonunda bir sakinleşme dönemine girildi. Bunun hükümetlerden çok, toplumsal çıkarlar göz önünde bulundurularak devam edeceğini düşünüyorum. Her ülkenin birbirine ihtiyacı var; ve bu ihtiyaç önümüzdeki dönemde de ilişkileri dengeleyecektir.