|
Tweet |
ABD’nin geçmişte “dünya polisi” rolünü üstlenen politikaları, 26. Başkan Theodore Roosevelt ile başlayan süreçte şekillendi. Roosevelt’in “büyük sopa diplomasisi”, askeri gücün caydırıcı olarak kullanılmasını ve diplomatik girişimlerde yumuşak dilin ön planda tutulmasını öngörüyordu.
Günümüzde Trump, bu anlayışı yeniden yorumlayarak dış politikada etkili rol üstlenmeye çalıştı. Tayland-Kamboçya çatışmalarında ateşkes anlaşması sağladı, Azerbaycan-Ermenistan barış sürecine arabuluculuk yaptı ve Gazze’de tarafların uzlaştığı planları destekledi. Bununla birlikte İran’ın nükleer programı ve Rusya-Ukrayna Savaşı gibi kritik konularda sert yaptırımlar ve tehditler uygulayarak diplomatik baskı kurdu.
Uzmanlar, Trump’ın dış politikasını “stratejiden yoksun, içgüdüsel ve öngörülemez” olarak tanımlıyor. Georgetown Üniversitesi’nden Prof. Dr. Charles Kupchan, Trump’ın çelişkili dürtülerle hareket ettiğini, NATO, Orta Doğu ve batı yarı küre politikalarında hem çekilme hem de müdahale adımları attığını belirtiyor. Kupchan, Trump’ın çevresinde kendisini uyaran bir mekanizma olmadığını ve bunun da politikaları öngörülemez kıldığını vurguluyor.
Danimarka Aalborg Üniversitesi’nden Doç. Dr. Jesper Willaing Zeuthen ise Trump’ın “büyük sopa diplomasisi”ni ABD çıkarlarını ön plana alarak yürüttüğünü, bu yaklaşımın dünya barışını istikrarsızlaştırsa da istenen bazı ekonomik ve siyasi kazanımlar sağladığını ifade ediyor. Zeuthen, Trump’ın kargaşayı bir çözüm yolu olarak kullandığını öne sürüyor.
Trump, kendisini büyük bir arabulucu olarak görmesine rağmen, uzmanlara göre stratejiden yoksun hareketleri nedeniyle çabaları sınırlı başarıyla sonuçlanıyor. Ancak dünya üzerindeki etkisi, “dürtüsellik ve kargaşa” temelli dış politikasının hem övgü hem eleştiri almasına yol açıyor.